HABER AKIŞI

AVUSTURYA’DAKİ TÜRKLER

 Tarih: 19-05-2020 00:05:00  -   Güncelleme: 19-05-2020 00:09:00
Necmi Altıntaş

Habsburg Hanedanlığıyla yönetilen Avusturya 1806 yılında Napoleon tarafından
yıkılmış ve Avusturya İmparatorluğu kurulmuştur. Birinci Dünya Savaşında Almanya’nın
yanında yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu savaştan yenik ayrılmış ikinci Dünya
Savaşı sırasında Naziler tarafından Almanya’ya katılarak savaş sonrası bugünkü sınırlarına
kavuşmuştur. İkinci Dünya Savaşından büyük tahribatlar sonucu ayrılan Avusturya bir süre
kendi insan gücü ile yeniden yapılanmaya çalışsa da yeterli olmadığının farkına vararak
1960’lı yılların sonlarında daha fazla insan gücüne ihtiyaç olduğundan dolayı diğer ülkelerle
anlaşmalar yapmıştır. Bu anlaşmalar sonucu her geçen gün artan insan gücü ihtiyacının büyük
çoğunluğu Anadolu’nun değişik bölgelerinden karşılanarak Türklerin Avusturya’daki 60
yıllık serüvenleri başlamış oldu.
15 Temmuz 1912 de İslam yasası Avusturya’nın anayasasında 8 Madde olarak
belirlenmiştir. Avusturya'da yaşayan Türk vatandaşlarımız din görevlisi ihtiyaçlarını bir süre
kendi imkânlarıyla gidermişlerdir. Avusturya İslam Cemaati’nin (İGGİÖ) kuruluşu ve
ardından Avusturya Türk İslam Birliği (ATİB-1990) bünyesinde yurtdışından geçici süreli din
görevlisi gelmeye başlamıştır. Artan nüfusun ihtiyaçlarına göre Avusturya hükümeti gelecek
nesillerin “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” ihtiyaçlarının giderilmesi için 1979 yılında
onaylanan yasaya istinaden okullarda ilk olarak 1982-1983 Eğitim Öğretim yılında “İslam
Dersi” seçmeli ders olarak verilmeye başlanmıştır.
İslam dininin Avusturya Anayasasında resmi din olarak yer almasına rağmen, gelinen
son durum olarak 2015 Yeni İslam yasasıyla birtakım kısıtlamalara gidilmiş ve sermaye
olarak dış kaynaklı din görevlilerinin Avusturya’da görev yapabilmelerinin önüne geçilmiştir.
Bununla birlikte özellikle Türkiye’den gelen İlahiyat eğitimli din görevlilerinin Avusturya’ya
gelebilmeleri engellenmiştir. 2017 yılında secimle göreve gelen aşırı sağ hükümetinin
Müslüman çocuklara yönelik ‘’İlkokullarda 10 yaşına kadar başlarını örtecek şekilde dini
inançlarını temsil eden kıyafetleri giymelerini’’ yasaklamış ve 440€ ya kadar para cezasına
çarptırılabileceklerini belirtmiştir. (İGGÖ başkanlığınca bu yasaklamaya karşı yasal itirazda
bulunulmuştur.) Avusturya’da yaşayan Müslüman toplumunun bir başka dini sorunu ise,
Avrupa Birliği (AB) Adalet divanının dini sembollere ilişkin (işverenlerin çalışanların
başörtüsü takmasını yasaklamaya hakkı ve yetkisi olabileceği) kararının ilk olarak
Avusturya’da uygulanması, Avusturya’da yaşayan Müslüman toplumunu yine rahatsız
etmiştir. Tüm bunların yansıra Türk toplumunun Avusturya’da kendi kültürünü koruyabilme,
örf ve adetlerini gelecek nesillere aktarabilme endişesi hayatı daha da zorlaştırmaktadır.
Ayrıca dinin ve kültürün anlatıldığı mekanlar olarak elzem gördüğümüz ve toplumları bir

arada tutmada, dünyevi huzuru ve de uhrevi saadeti temin etmede vazgeçilmez değerler olan
camilere yönelik yaptırımlar her gecen gün daha da artmaktadır.
Avusturya’ya başlayan göçle birlikte Türk Vatandaşların Eğitim ve Öğretim sorunları
giderek artmıştır. Azınlık durumunda olan Türk Vatandaşlarının geldikleri Avusturya
Devletinin resmi dili olan Almanca birinci ve ikinci nesil tarafından yeterince
öğrenilememiştir. Almancanın yeterince öğrenilememesiyle de yasal haklar konusunda
istenilen bilgiye sahip olunamamıştır. Avusturya hükümetinin anadil konusunda yabancı
azınlıklara yönelik birtakım iyileştirmeler yapmış olsa da hükümetlerin azınlıklara yönelik
standart bir dil veya vatandaşlık haklarından ziyade tarihsel ve siyasi nedenlerle belli gruplara
özel uygulamalar şeklinde görülmektedir. Örnek olarak, Avusturya’nın eyaleti olan Kärnten
eyaletinde Slovence, Burgenland eyaletinde ise Macarca ve Hırvatça resmi dil olarak kabul
edilmekteyken diğer azınlıklara bu haklar verilmemiştir. Türkçe Dili öğretimi ise bazı
İlkokullarda haftada bir saat olarak verilse de yeterli olmamaktadır. Avusturya’da yerleşen
Türkler Almanca dilini üçüncü nesilde daha fazla oranda ve dördüncü nesil ise anadil olarak
öğrenmelerine rağmen eğitimli eleman sayı olarak henüz arzulanan oranlara ulaşamamıştır.
Kısa süreli olarak gelen işçilerimizin amaçları biraz para biriktirip geri dönebilmekti.
Bu düşünceleri zamanla Avusturya hükümetinin de daha uzun oturum hakkı vermesiyle
birlikte, Türk işçilerinin Avusturya’yı yaşayabilecekleri ikinci bir vatan olarak kabul
etmelerine neden olmuştur. Geçen zaman içerisinde para biriktirme amaçlarına genel olarak
ulaşılabilmişken geri dönebilme sayı olarak çok az olmuştur. Zamanla geri dönme düşünceleri
zayıflayan Türk asıllı işçiler yavaş yavaş ailelerini ve daha sonra da akraba, eş, dost derken
yakınlarını Avusturya’ya getirmişlerdir. Yarım asırdan fazla gurbetçilik hayatlarında Türk
işçilerimiz, artık Avusturya'da yerleştiklerini, geri dönmenin ilk yıllara nispeten daha da
zorlaştığını anlayarak, aile birleşimi gibi değişik imkânlarla Avusturya'da çekirdek
aileden, geniş aileler oluşturmaya başladılar.
Önceleri geçici bir hayat olarak görülen Avusturya'daki yaşamlarında karşılaşılan
problemler çok dikkate alınmaz ve geçiştirilirken, ilerleyen zamanlarda Avusturya'da yaşayan
Türkler problemlerden kaçmak yerine problemleri çözmeleri gerektiğine inandılar. Bunun
gereği olarak, oturum şartlarını iyileştirerek Almancayı konuşma dili olarak öğrenme gayreti
gösterdiler. Değişen hayat perspektifiyle Türk’ler, çalışma şartlarını ve nesillerinin eğitimleri
konusunda artık çok daha uzun vadeli düşünüp hayatlarını Avusturya merkezli olarak tercih
etmektedirler.
Türk toplumunun geneline bakıldığında halen çoğunluğun işçi olarak çalıştığı
Avusturya’ya her alanda pozitif katkı sağlamaktadır. Fakat, zamanla kültürel etkilenmelerle

birlikte Türk toplumundaki değişim geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına ve hatta
günümüzde parçalanmış aile yapısına doğru evirilmektedir. Avusturya’daki Türkler zaman
içerisinde birçok sosyolojik araştırmalara konu olmuş fakat göç, eğitim (din)-öğretim, kültür,
entegrasyon, iktisadi, aile, vatandaşlık, siyasi ve toplumsal sorunlarını çözüme kavuşturacak
çalışmalar yapılmamıştır. Öyle ki, alınmayan önlemler sonucunda toplumdaki karşılıklı
ötekileştirmelere ve şiddete dayalı sorunlar hat safhalara gelmiştir.
Sonuç olarak, Avusturya’da yaşayan Türk toplumunun entegrasyon, iktisadi ve ailevi
sorunlarının azaltılabilmesi, huzurlu ve sağlıklı nesillerin yetiştirilebilmesi için bir toplumu
oluşturan değerlere daha fazla ehemmiyet verilmeli ve gelecek nesillere özenle aktarılmaları
sağlanmalıdır. Bunun için ise eğitime önem verilmeli ve okullarda ve varsa harici tüm
imkanları kullanma konusunda özellikle hassasiyet gösterilmelidir. Kamuoyunda
oluşturulmak istenen algı operasyonlarının bertaraf edilebilmesi için karşılıklı ilişkilerin
sağlamlaştırılması, birlikte daha yaşanılabilir ortamların oluşturulması gerekmektedir.
Her bireyin kendisine özel sorunları olabilir. Unutulmamalıdır ki birlikten kuvvet
doğar ve sorunlar paylaşılarak azalır. Bunun için toplumun en küçük kurumu ve eğitimin
kalbi olan sağlıklı aile yapılarının korunması için özellikle hassasiyet göstermemiz gereken
konu olmalıdır. Bizler İslam medeniyetinde olduğu gibi ‘’yaratılanı yaratandan ötürü
sevmeliyiz.’’ Tüm bunların oluşabilmesi için toplumun her bir ferdine ayrı ayrı görev
düşmektedir. Sevgi ve Saygılarımla

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

Sitemizdeki Haberleri Beğeniyormusunuz?


HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
LİNKLER
Yukarı